HIZLI DUYURULAR

2.KISIM Devam edecek

2.KISIM Devam edecek

Ağustos 4th, 2018
Haberler

İSLAMA GÖRE EMANETİN EHLİNE VERİLMESİ, YÖNETİCİLERİN SEÇİMİ, TÜRKİYENİN VE DÜNYANIN YÖNETİMİ. ABD Lİ NOBEL ÖDÜLLÜ İKİ PROFESÖRE GÖRE CAHİLLERİN CESARETİ

Birinci kısımda Nisa süresinde geçen ,Hiç şüphe yok Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor… şeklindeki ayet mealinden bahsettik.
Kısaca, bu ayetten makam ve görevlerin ehline verilmesi ve adalet ilkesine bağlılığın birlikte değerlendirildiğini görüyoruz.
İslam tarihinde bazı takva sahibi yöneticilik vasfına sahip şahıslar, şekli ne olursa olsun, kamu görevlerini kabul etmeyi takvayla bağdaştırmamışlardır.Özellikle resmî görevlere talip olmayı hiç uygun görmemişlerdir. Kabul etmeyenler sıkıntılara maruz kalabiliyorlardı. Ebu Hanifenin bir kamu görevi olan kadılığı reddetmesi nedeniyle hapis yattığını biliyoruz.

Peygamber efendimiz; “Mala ve mevkie düşkün bir adamın dînine verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan daha büyüktür.” (Tirmizî, Zühd, 43) demiştir. Bu hadis makam mevki ve atamalarda mal hırsının önemini ortaya koymuştur.

Peygamberimizin arkadaşlarımdan Ebû Zer , birgün Peygamber Efendimiz’e: “_Yâ Rasûlallâh! Beni vâli tâyin eder misin?” demiş, Peygamberimiz ise şöyle karşılık vermiştir: “_Ey Ebû Zer! Sen zayıf bir adamsın. İstediğin vazîfe ise büyük bir emânettir. Bu emâneti ehil olarak alan ve üzerine düşeni yapanlar müstesnâ, aslında bu vazîfe kıyâmet gününde bir rezillik ve pişmanlıktır.” (Müslim, İmâre, 16) demiştir. Başka bir hadisde: “Şu gök kubbenin altında ve yeryüzünün üstünde Ebû Zer’den daha doğru sözlü kimse yoktur.” (Tirmizî, Menâkıb, 35) buyurmasına rağmen ve onun ahlâkını, karakterini, zühde meylini, dünyâya hiç değer vermeyişini iyi bildiği hâlde, onu idâreciliğe tâyin etmemiştir. Zîrâ “ahlâkî fazîlet” ile “idârecilik dirâyeti” farklı şeylerdir.
İSLAMA GÖRE GÖREV TALEP EDİLEBİLİR Mİ
İnsanların yöneticilik husûsunda sâhip oldukları hırs ve Peygamberimiz ’in bu husustaki tavrı ile alâkalı olarak, Ebû Mûsâ el-Eş’arî ’nin anlattığı şu olay çok mânidardır:

Amcamın oğullarından ikisiyle Allâh Rasûlü’nün huzûruna girmiştim. Onlardan biri: “Yâ Rasûlallâh! İdâresini Cenâb-ı Hakk’ın sana verdiği vazîfelerden birine bizi âmir tayin et!” dedi. Öteki de benzeri bir şey söyledi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz: _ “Vallâhi biz, tâlip olanı veya vazîfe hırsı bulunanı yönetici yapmıyoruz!” demiştir. (Buhârî, Ahkâm, 7; Müslim, İmâre, 15)

Ayrıca Peygamber efendimiz kendisinden herhangi bir vazîfe talep etmemiş olan Ebû Mûsâ Hazretleri’ni ise Yemen’e vâli tâyin etmiştir. Çünkü o, vazîfeye tâlip olmamış, Rasûlullâh Efendimiz (sav) onda müşâhede ettiği liyâkate istinâden kendisine bu emâneti tevdî etmiştir.

Yine peygamber efendimiz :“Ey Abdurrahmân! Emîrliğe tâlip olma! Eğer senin talebin üzerine sana emîrlik verilirse, istediğin şeyin sorumluluğu sana yüklenir. Eğer sen tâlibi olmadan sana emîrlik verilirse, o işte yardım görürsün.” demiştir.(Buhârî, Eymân, 1; Müslim, İmâret, 19)

Kişinin hakkını veremeyeceği bir vazîfeyi hırsla talep etmesinin felâketi olduğu, yine bir hadîsde şöyle ifâde buyrulmaktadır:“Siz memuriyet alma husûsunda pek istekli davranacaksınız. Hâlbuki (elde etmek için) çırpındığınız o vazîfe, kıyâmet gününde bir pişmanlık sebebi olacaktır.” (Buhârî, Ahkâm 7. Ayrıca bk. Nesâî, Bey’at 39, Kudât 5)

Yönetime tâlip olmak, yukarıda arz edilen sebeplerden dolayı hoş görülmemekle birlikte, gerekli vasıfları taşıyan kimselerin îcâb ettiği zaman bundan kaçmamaları, bilakis gönüllü olarak hizmete koşmaları gerekir. Bunun en güzel misâlini Hazret-i Yûsuf -aleyhisselâm- sergilemiştir. O, zindandan çıkıp Mısır Melîki’nin has adamı olduktan sonra, büyük kıtlıkların beklendiği ülkenin mâlî işlerini en iyi idâre edebilecek kişinin kendisi olduğunu görmüş, bu vazîfeye tâlip olmuş ve Kur’ân-ı Kerîm’de beyân edildiği üzere Mısır Melîki’ne:
“Beni ülkenin hazînelerine tâyin et! Çünkü ben (onları) çok iyi korurum ve bu işleri iyi bilirim.” demiştir. (Yûsuf, 12/55)

Bu âyet-i kerîmeden, liyâkatli bir kimsenin, idârî bir vazîfeyi talep edebileceği anlaşılmaktadır. Ayrıca âyet-i kerîme, hak ve adâletin hâkim kılınıp bâtılın ve zulmün defedilmesi için başka çâre kalmadığı zaman, idâreyi ele almanın gerekliliğine de işâret etmektedir. İşte Yûsuf -aleyhisselâm-, tâlip olduğu vazîfeyle ilgili bütün meziyetlere sâhip olduğu için, zarûrete binâen ve sorumluluk duygusu ile Mâliye Bakanlığına tâlip olmuştur. Yönetim anlayışına hakim olan bu ilkelerin temelinde:“Bir kavmin efendisi, onlara hizmet edendir.” (Deylemî, Müsned, II, 324) ilkesi yatmaktadır. ehliyet liyakat ve emanetin ehline verilmesi bizde olduğu gibi tüm dünyada tartışılmaktadır.

Av. Necmi ÖZEN Kocaeli Büyükşehir Belediyesi 1.Hukuk Müşaviri

Sevgili Ziyaretçilerimiz, 2.KISIM Devam edecek başlıklı yazımızı okudunuz. Bu içerik sizlere yeterli değilse, iletişim sayfamızdan bizlere ulaşarak detaylı bilgi alabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir