YÖNETİCİLERİN SEÇİMİ, TÜRKİYENİN VE DÜNYANIN YÖNETİMİ. ABD Lİ NOBEL ÖDÜLLÜ İKİ PROFESÖRE GÖRE CAHİLLERİN CESARETİ

Yönetim denilince “İşi ehline vermek” kuralı aklımıza geliyor. Her şey bu kuralın
uygulanmasında anlam buluyor. Emanet kime verilecek Cumhurbaşkanı Belediye Başkanı ve Parti Başkanı hangi kriterlere göre seçecek, atama yapacak? Bu sorulara verdiğimiz cevaplar ve uygulamalar siyasi düşüncelerimizin oluşmasınada neden oluyor.

Esasen, yetkili kimselerde aranması gereken, hem maharet/hem iş ehliyeti, /takva/İslamî ahlaktır. Ancak bu özellikleri bir arada bulmak her zaman mümkün olmayabilir. Bu takdirde;Hâkimiyet Müslümanlarda olduktan sonra, bazı gayrimüslimlerin maharetinden istifade etmenin herhangi bir sakıncası yoktur. Çünkü, her zaman, güzel ahlakla beraber güzel maharet ve güzel sanat aynı kişide bulunmayabilir. Öyle bazı görevler var ki, takva sahibi kişiden ziyade maharet sahibi kişiye ihtiyaç vardır. Nitekim, hiç kimse, otomobilinin tamirini tamirat konusun da hiçbir bilgisi olmayan bir veliye havale etmez.

Kur’ân bir âyetinde şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki Allah size emanetleri ehline vermenizi… emreder. ” (Nisa Sûresi, 58)

Emanetleri ehline vermek, işleri o işten anlayanlara vermek demektir. İşten anlamayan insan o işi yüzüne gözüne bulaştırır, fayda vereceğim derken zarar verir. Zararını da sadece kendisi değil, herkes çeker. Allah Resûlü (asm) bir işe bir kişiyi tayin edeceği zaman bu noktaya son derece dikkat ederdi. İşin altında ezilecek kimselere o işi vermezdi.

Yukarıdaki âyetin inişiyle ilgili şöyle bir olay anlatılır (Müslim, Hac, 390): Mekke döneminde Allah Resûlü (asm) bir grup sahabeyle birlikte Kâbe’ye girmek istemiş, o günlerde Kâbe’nin anahtarları elinde olan kayyım Osman bin Talha müşrik olduğu için oldukça kaba ve sert bir davranışla Kâbe’ye girmelerini engellemişti.

Bunun üzerine Allah Resûlü (asm), “Ey Osman!” dedi. “Öyle bir gün gelir ki Kâbe’nin anahtarları elime geçer, istediğim yere koyar, istediğim kişiye veririm.” dediğinde, Osman bin Talha: “Bu Kureyş’in bitişi, değerden düşüşü demektir” demişti. Allah Resûlü (asm) de: “Hayır, tam tersi o gün Kureyş ayakta kalacak ve değeri daha da artacaktır.” demişti.

Gün geldi Mekke fethedildi. Kâbe’nin tasarrufu tamamen Resûlullah’ın (asm) eline geçti. Kâbe’nin anahtarlarını istediği kişiye verebilecek konumdaydı. Ama o ne intikam duyguları içerisine girecek, ne de bu iş için Osman bin Talha’dan başka birini arayacaktı. Çünkü yukarıdaki âyet nazil olmuş, emanetlerin ehil olanlara verilmesi emredilmişti. Onun için Allah Resûlü (asm) işin ehli olan Osman bin Talha’yı çağırıyor, indirilen yukarıdaki âyeti okuyor, günün iyilik ve ahde vefa günü olduğunu belirterek Kâbe’nin anahtarlarını yeniden ona verirken Osman bin Talha ailesine şu tavsiyelerde bulunuyordu: “Ey Ebû Talha Oğulları! Allahü Teâlânın emanetini, sizde sürekli kalmak ve dürüst davranmak üzere alınız. Zulme girmedikçe onu elinizden kimse alamayacaktır.”

Böylece iş hem ehil ellere teslim ediliyor, hem adama iş değil, işe adam seçilmesi gerektiği gösterilmiş, hem de Resûlullah’ın (asm) bir mû’cizesi gerçekleşmiş oluyordu.
Bu gün olduğu gibi geçmişte de islam ülkelerinde osmanlılarda gayrimüslimlere görevler verilmiştir. Gayrımüslimlere yönetimde görev verilmiş Osmanlılarda Ermeniler kaymakam, valilik gibi görevlere getirilmiştir. Bu nasıl olur?”şeklinde sorular sorulmuş dönemin alimleri; “Saatçi ve makineci oldukları gibi… hükümette farklı görevlerde alabilirler. Zira Hükümet hizmetkârdır. Hükümette, gayrimüslimler ehil olmak kaydıyla kaymakam , vali ve reis vs değilde diğer görevler verilebilir demişlerdir. Bu görevleri ücretli hizmetkarlık olarak nitelendirmişlerdir. Gayr-ı müslim reis olamaz
Devamı var …

Av. Necmi Özen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi 1.Hukuk Müşaviri